Hayalperest Dünyama Hoşgeldin

Bazen Hayaller, Bazen Gerçeklerdir, Bizi Hayata Bağlayan!

Sevgili Okurlar!!

Bu Sezon Oldukça Yoğun Bu Sebeple Yazılarıma Kısa Bir Ara Vermek Zorundayım Mayısta Tekrar Başlıyacağım

9 Mart 2010 Salı

Başbakanlık Mülâkatı


Evet arkadaşlar başlığı doğru okudunuz. Tabii ülkemizde ve hatta dünyanın hiç bir yerinde böyle bir uygulama yok. Peki olsaydı ne olurdu? Birde bu mülakatın sorularını ben hazırlasaydım, kim bilir nasıl olurdu. Bakalım nasıl oluyormuş.

- Herşeyden önce mapus damı görmüş olacaksın.

- Oy çoğunluyla millet tarafından seçileceksin.

- Seçildin, yetmez. Adam gibi adam olacaksın. (Kadın da olabilir tabii)

- Şahsi arac kullanmayacak, toplu taşıma araclarını kullanacaksın.

- Senin için tahsis edilmiş araba, uçak, helikoptere değil, tahsis edilmemiş olana bineceksin.

- Önüne konulan gıdayı tatmadan, tatdıracaksın.

- Vatandaştan gelebilecek kasa, ayakkabı, terlik, tükrük, öpücük hepsinden korunmanın eğitimini almış olacaksın.

- Sırtını duvardan başkasına dönmeyeceksin.

- Hak hukuk gözeteceksin.

- Milletini dış güçlere muhtaç etmeyeceksin.

- Haa birde, sakın bir enayilik yapıp, kaldırılmış idam cezasını geri getirmeyesin. Önce senin için kurarlar darağacını.

- Bütün bunlar sende varsa eğer, senden Türkiyeye Başbakan olmaz. Sıradakiiiiii...

5 Mart 2010 Cuma

Asansörde Kaldık


Yaklaşık bir ay önceydi. Arkadaşda toplandık. Gırgır şamata derken kalkma vakti geldi. Kalkma vaktinin geldiğini ise; annelerimizin sözleşmişcesine aramalarıyla anladık. Altı kişiydik. Diğer asansörü beklemeğe üşendik ve dört kişilik asansöre tıkıştık. Dokuzuncu kattan aşağı iniyoruz. Nitekim asansör, bu insanlık dışı davranışa daha fazla dayanamadı ve isyan bayrağını çekti. Beşinci katta kalakaldık. Tabii durum ne olursa olsun, bizden normal davranışlar sergilememiz beklenemez. Birimiz annesini arıyor;

- Anne, ben biraz geçikecem.

- Nerde miyim? Asansördeyiz. Bizim kızlarla..

- Alooo anneee (Dıtttt)

- Kapattı!

Bir diğerimiz korku dolu senaryolar yazmaya başlamış bile;

- Şimdi, altı kişi olduğumuzdan, ortamdaki oksijen yeterli gelmeyecektir. Bu durumda en çok öldüren yaşar!

Beş çift göz, bunu süzdük. Hepimizin gözlerinde;

- "Birini öldürmek gerekirse, merak etme senden başlarız." İfadesi vardı.

Bir diğerimiz, çantasına koymuş olduğu poğaçayı bencilce yemeğe başlamış.

Sonunda birimiz güvenliği aramayı akıl etti. On dakika boyunca, korku çığlıkları yerine, apartmanı kahkahalarımızla inlettik. Aslında hepimiz bir an korktuk. Kapıya en yakın olan ben, kapıyı açalı yaklış iki dakika olan, ancak bizim gülmekten fark etmediğimiz, şaşkınlıkla bize bakan adamı görünce korktum. Tabii diğerleride. Hepimiz dona kaldık. Yaklaşık yarım metre yukarıda asılı kalmışız. Ben içimden daha fazla rezil olamayız diyordum ki, zeminde gezen kediyi görmemle geri adım atmam bir oldu. Adama;

- O kediyi oradan almazsanız ben burada kalmayı tercih edicem.

Dedim. Adam İkinci şoku yaşıyordu. Üç ve dördün sırada olduğunu bilemezdi tabii. Kızlardan birinin;

- Ayy ben buradan atlıyamam.

Sözüyle üçüncü şoku yaşadı. Dördüncü ve son şok ise; asansörden inen her kelleyi sayıp, altı rakamına ulaştığı andı.

O günden beri asansöre dört kişiden fazla binmiyorum. O adamı gördüğüm zaman yolumu çevirmem de cabası tabii.

4 Mart 2010 Perşembe

Türkçemizin Evrimi

**Yıl: 1967
"Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım ve çok mütehassis
oldum...
Nasil bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim.
Buna mukâbil az bir müddet sonra kendimi toparlar gibi oldum.
Cemalinde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı...
Üstümü başımı toparladım, kendimden emin bir sesle
'Akşam-i şerifleriniz hayrolsun' dedim.."


Yıl: 1977
"Karşıma aniden çıkınca fevkalâde şaşırdım ve duygulandım.. .
Nitekim ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi.
Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum.
Nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki
düzen verdim, kendimden emin bir sesle 'Hayırlı akşamlar' dedim.."


**Yıl: 1987
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım ve hislendim..
Ne yapacağıma karar veremedim. heyecandan ayaklarım titredi.
Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan
bir gülümseme vardi.. Üstüme çeki düzen verdim. kendimden emin bir
sesle 'iyi akşamlar' dedim.."

Yıl: 1997
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım ve duygulandım.. .
Fena halde kal geldi yani.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da
bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim... Manitayı tavlamak için
doğruldum, artistik bir sesle 'selam' dedim.."


Yıl: 2007
"Abi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani ve duygu durumum
kabardı...
Oğlum bu is bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları
yani... Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl
oğlum dedim, bu manita senin... 'Haw are you yavrum?"

Arkadaş yollamış. Paylaşmak istedim.

28 Şubat 2010 Pazar

C5'e Bak!


Arkadaşlarla site içinde turluyoruz. Bizim sitede blok isimleri c3, c4, c5, c6 diye gidiyor. Benim gözüm bir anda Citroen C5'e takıldı. Refleks olarak;

- Uff C5'e bakk.

Demişim. Arkadaşlara bir döndüm. Hepsi kafayı kaldırmış c5 blok'a bakıyorlar.
Bendeki gülme krizini tahmin edebilirsiniz.
Hakikaten harika araba...

26 Şubat 2010 Cuma

O Kim?


Dün saat 22:00 sularında kapı çaldı. Kapıyı bir açtım ki; iki arkadaşım. Sana çay içmeğe geldik dediler. Şaşkınlıkla buyurun dedim. Evin hali berbattı. Neyse canım, yabancı değillerdi ya. Çayları koyduk. Kızlardan biri sordu.
- Yaa çok merak ediyorum ve hiç anlamıyorum. Bize biraz ergenekon, ay ışığı, sarıkız, balyoz nedir? Anlatır mısın? Mesela (gazeteyi göstererek) niye almışlar bu adamları içeri?

Kendi çapımda, kendimin de anladığı kadar anlatmaya başladım. Nasıl oldu bilmiyorum, kendimi Diyarbakırda buldum. Diyarbakır konuşulur da Gaffar Okan konuşulmaz mı? Kendimden emin, karşımdakinin de konuya hakim olduğunu düşünerek başladım.

- Rahmetli Gaffar Okkan...

Demeye kalmadı. Heyecanla başladığım söz şu soruyla bıcak gibi kesildi.

- O kim?

O kim? O kim? O an da kala kaldım. İçimden; O, o bir kahraman, o Türkiyenin kapanmayan yarası... Gibi düşünceler geçti. Hiç birini söyliyesim gelmedi. Şevkim kırılmıştı.

Yıllardır savunduğum teori çökmüştü. Hep " Gençler olarak bilinçliyiz. Devleti, milleti, gündemi takip ediyor, ilgilenmiyor görünsekte, neyin ne olduğunu biliyoruz." Derdim. Öyle olmadığını gözlerimle gördüm. Onun bu kadar ilgisiz olduğunu yeni anladım. Daha önce bu konuları hiç konuşmamıştık. Düşüncelerden sıyrıldım ve;

- Boş ver canım. Hadi biraz da sen anlat. Yeni bir şey aldın mı? İndirim var mı?

Bir an da, siyasi konuların kasvetiyle gerilmiş olan kızın gözleri parladı. Onun ilgi alanına geçmiştik sonunda.

O zevkle anlatıyordu. Ama ben, yüreğimi sızlatan o soruyu düşünmekten kendimi alamıyordum. "O kim."

Şimdi yazımı bitiricem ve nette Rahmetli Ali Okkan hakkında ne kadar bilgi varsa linklerini arkadaşıma göndericem. Umarım, sorusunun cevabını doğru olarak bulur.

Onu ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

25 Şubat 2010 Perşembe

Köşküne Gireyim mi?

- Adnan amca, Adnan amca köşküne gireyim mi?
- Girr.

- Bihteri götüreyim mi?
- Götürr.

- Kaç lira?
- Lafımı olur canım. Senin benim mi var? Orta " Malı " işte.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Sanatçı Açılımı Desteklese Ne Olurr, Desteklemese Ne Olurr


Bir kaç gün önce, Başbakanımız ülkemizin değerli sanatçılarını Dolmabahçe sarayında ağırladı. Açılıma, Türkiyenin büyük bir kısmının gözdesi olan bu insanlardan destek istedi. Ancak ben mi anlamıyorum? Yoksa, zaten anlaşılmaz bir hal mi? Sanatçının, siyasi açılıma desteği ne olabilir ki? Ne yapacaklar? Konserlerde halkı, açılıma destek olmaya mı çağıracaklar? En fazla ne yapılabilir, doğu illerimizi daha sık ziyaret ederek, halkla bütünleşebilirler. Buda insanın içinden gelecek. Senelerdir bunu yapan, Türkiyenin dört bir tarafındaki halk ile iç içe olan sanatçılarımız çok. Demek ki bu yeterli gelmemiş. Bunun için otuz tane sanatçının desteği yetmez. Tüm halk buna inanmalı. Türkiye seneler evvel yaptığını yine yapıyor. Ülkesinin Başbakanını böyle zorlu bir mücadelede yalnız bırakıyor. Ülkenin bölünmesini dileyenler, şehit ailelerini arkalarına alıyorlar. Bir takım hareketlerle, onların acılarını tazeliyor, eğer açılıma destek verirlerse, yavrularının kemiklerini sızlatacakları fikrine inandırıyorlar. Lafa gelince ırkçı olmadıklarını savunuyorlar. Ancak Kürtler ve Türklerin birleşmemeleri için çabalıyorlar. Şahsi düşüncem o ki; "Er yada geç bu iki millet bir araya gelecek. Belkide seneler sonra torunlarımız bunu başaracak ve dedelerimiz ne kadar ahmaklarmış ki, ellerindeki gücü, imkanı halklarının bütünlüğü için sarf etmemişler" diyecekler. Ve ben Türkiye Cumhuriyetinin hür vatandaşı olarak, açılımı destekliyorum. Ve bunu sağcı, solcu, milliyetçi, herkesin desteklemesi gerektiğine inanıyorum. Bunun için, elbette ki sanatçılarımızın desteği de gerekiyor. Ama önce, siyasi parti liderlerinden tam destek sağlanmalı. Ancak o zaman, açılım bir hayal olmaktan çıkar.